Turk Sohbet Yurtdisi Avrupa Sohbet Odalari

Quantum of Solace Demosu Yayımlandı


Call of Duty 4: Modern Warfare’in grafik motorunun geliştirilmiş bir versiyonunun kullanıldığı oyun, Kasım ayında gösterime girecek Quantum of Solace filmini konu alacak. NDS, PS2, Wii, PS3, Xbox 360 ve PC platformları için geliştirilen ve 4 Kasım 2008 tarihinde piyasaya sürülmesi beklenen oyunun 689 MB’lık demosunu bu adresten indirebilirsiniz.

Crysis evrenindeki savaşlara çağrı

Electronic Arts ve Crytek‘in ortak duyurusunda, Warhead ile birlikte gelen yeni çoklu oyuncu modu Crysis Wars‘a katılım için açık çağrı yapıldı. Oyun bu haftasonu, yani 10-12 Ekim 2008 tarihleri arasında internet üzerinden ücretsiz olarak oynanabilecek. İrili ufaklı 21 haritayı kapsayan Crysis Wars‘a katılmak için MyCrysis sitesini ziyaret edip kayıt olmanız yeterli. Daha detaylı bilgilere bu adresten ulaşabilirsiniz.

Fifa 2009 Oyun incelemesi

Futbol için yeni bir soluk, yeni bir dönem, bizim beklentilerimiz ve merakımız, heyecanımız ve düşüncelerimiz, liglerin başladığı şu sıralarda ve futbol oyunlarının çıkmaya başladığı zamanlarda oluşan tüm bu kavramlar ışığında yeni bir Fifa oyununu karşıladık.

 

EA Sports’un bu son yıllarda resmen çürüttüğü seri Fifa’nın son halkası Fifa 09’da, ‘İşte bu sefer seriyi kurtaracak oyun, bu sefer EA bombayı patlatacak.’ şeklindeki söylemlerimizden nasibini aldı. Evet, bu cümleyi son zamanlardaki her Fifa için kullandık ama tutmadı. EA Sports Electronic Arts’ın önemli ve köklü bir parçası. Bu yüzden Fifa’dan umudu kesmek zor. Her sene büyük bir merakla Fifa oyununu almamız da yine bu sebepten ötürü. Bunun başka bir izahı yok. EA, Konami’den yediği tokadı bir gün bize unutturacak diyoruz ve demeye de devam edeceğiz. Konaminin geçen sene Pes 2008 ile yaşattığı hayal kırıklığı ile Fifa 2008 daha bir ön plana çıkmıştı, özellikle konsollarda. Ancak dediğim gibi böyle bir şeyin olması EA’nın becerisinden değil Konami’nin hatasından kaynaklanıyordu. Geçen sene futbol oyunları açısından sanal dünyada işler iyi değildi. Ben şahsen Pes 6 oynayarak geçirdim geçen sezonu. Peki bu sene nasıl olacak?

Let’s Fifa 09

Fifa’nın ana menüsü aynı tarzda fakat renkler ve dizayn farklı. Menü zaten güzeldi, daha bir güzel olmuş, sade ve kullanışlı. Tema müzikleri her zamanki gibi çok güzel. Fifa zaten bu konuda hep iyiydi. Oyunda arık daha fazla lisanslı lig ve takım mevcut. Türkiye Süper Ligi de dahil 30 tane lig var. Takımların güç seviyeleri yine 5 yıldız üzerinden değerlendirilmiş, takım kimyası, yani kombinasyonu da 100 üzerinden puanlandırılmış. Milli takım sayısı da artmış, yeni ülkeler dahil edilmiş.

 

Şunu belirtmeliyim ki Fifa oyununu orijinal almayan kişi bir çok şeyden mahrum kalıyor. Adidas Live Season , Chanllenge Mode ve Tournament Mode gibi üç tane seçenek var ve bunlardan faydalanmak için oyunu orijinal almanız şart. Adidas Live Season online, gerçek rakiplerle oynanan bir mod. Bu mod interaktif ligi içinde barındırıyor. İnteraktif lig, lige kayıt olan Fifa oyunlarının birbirleriyle karşılaştığı, takımlar kurduğu bir lig. Dünyanın dört bir yanındaki oyuncular burada sıralanıyor. Yani gerçek bir rekabet söz konusu. Adidas Live Season aynı zamanda oyundaki güncellemeleri de sağlıyor. Bütün bunlar Fifa’nın önemli artılar kazanmasını sağlıyor.

Oyunda kariyer modumuz da mevcut. Bu mod bir önceki Fifa oyunlarında da vardı zaten. İstediğimiz bir takımı seçebiliyor, transferler yapabiliyor, reklam anlaşmaları imzalıyor ve takım değiştirebiliyoruz. Büyük takımlardan başlayabiliyoruz fakat başarımıza göre diğer takımlar bizi istiyor. Takımların lisanslı olması ligleri çok daha keyifli kılıyor.

Futbolcu Olmak

Fifa 2008’den hatırladığımız ‘Be a pro’ seçeneği Fifa 2009’da daha detaylı olarak oyuna monte edilmiş. Be a pro’ istediğimiz takımdan istediğimiz oyuncuyu seçip maç esnasında sadece onu oynatmamızı sağlayan bir sistem. Fifa 09’da tek bir bilgisayardan birkaç kişi bu modu oynayabiliyoruz. Aynı zamanda bir de ‘Be a pro Season’ var ki bunda da yine istediğimiz oyuncuyu seçip onla kariyer yapabiliyoruz. İstersek kendimiz bir oyuncu oluşturuyoruz. Başka takımlara gidebiliyoruz. Bir sezonda 4 oyuncu oynayabiliyor, gamepad yardımı ile. İstatistiklerimiz görebiliyoruz. Her maç sonunda 10 puan üzerinden puan alıyoruz.

 

‘Be a pro’ moduna 3rd Cam eklenmiş. Yani oyuncumuzu TPS oyunlarındaki gibi yönlendiriyoruz. Bu kamera oyuncumuzun topa göre pozisyonuna odaklı bir kamera. Top bizden uzaklaştığı zaman kamera da açısını büyütüyor ve tüm sahayı görebiliyoruz. Kaleci hariç her mevkiden oyuncu seçebiliriz. Yalnız defans oyuncusu seçtiğimiz zaman işimiz çok zorlaşıyor. Defansı bir an boş bıraktığımızda hemen rakip forvetler cezayı kesiyor.

Her şey çok farklı olacak (mı?)

A, S, D, yani orta, pas, şut, yani Fifa’nın değişmez kuralı. Artık bunu geçmiş zamanla kullanacağız. Çünkü Fifa 09 bizleri kontroller konusunda şaşırttı. Maça başlayacağım sırada santrada S tuşuna bastığımda oyuncum topa dokunmadı. Birkaç kere bastım, A ve D’ye de bastım. Klavyenin kablosunu falan kontrol ettim. Maça başlayamadığım için seyirciler tarafından yuhalandım. Zor anlar yaşadım. Sonra kontrol tuşlarına bakınca gerçeği anladım. Tuşlar baştan aşağıya değişmiş. Bir anlam veremedim tabi EA’nın bunu yapmasına. Neyse ki tuşları klasik haline getirebiliyoruz.

Kontrollerle ilgili sürpriz daha bitmedi. Oyuna mouse da dahil edilmiş. İstersek kontrol şeklini ‘mouse and keyboard’ diye değiştirebiliyoruz.

Mouse and Keyboard

Yok canım olur mu öyle şey demezsek ayıp zaten. Nasıl bir şey bu diye merak ediyoruz elbette. Bu yeni sistem hakkında Fifa 09 yapımcıları tutorial tadında bir video hazırlamışlar ancak ben yine de kısaca bahsedeyim: Bu sistemde dediğim gibi mouse da dahil oluyor. W, A, S, D tuşları ile oyuncuları yönlendirirken mouse ‘un sağ, sol tuşları ve ortadaki tekerlek ile de pas orta ve şut eylemlerini gerçekleştiriyoruz. Ekranda küçük bir halka çıkıyor pas, orta ve şutu göndereceğimiz yerleri belirlememiz için. Bu kontrol sistemi başta gerçekten zor geliyor insana ancak alıştıktan sonra klasik sistemden daha faydalı olur diye düşünüyorum. Çünkü paslarınız, istediğiniz yerlere daha yüksek oranla gidiyor. Oyuna daha çok hakim olabiliyorsunuz ancak el çabukluğu çok önemli. Bu sistem güzel ama beğenmeyenler de çıkabilir. Ben şahsen kullanmayacağım.

 

Eski sistemle mi? Yoo yoo hayır.

Fifa’nın grafikleri önceki oyunlarda pek de öne çıkmazdı. Yani Pes’in grafiklerinin bir üstünlüğü söz konusu idi. Orta sınıf sistemlerle rahatlıkla oynanabilen bir oyundu Fifa. Fakat Fifa 09 kalıpları burada da yıkıyor. Artık Fifa’yı yüksek grafik seviyesiyle oynamak için çok iyi bir sisteme ihtiyacınız var. Grafikler çok iyi. İstediği sistem gereksinimlerinin hakkını veriyor. Kaplamalar, oyuncu modellemeleri, stadyum görünüşleri, çimler ve formalar, bunların hepsi muhteşem. Çimler artık o düz yeşil beton gibi değil. Oyuncular koşarken çimden toz toprak bile kalkıyor. Birçok oyuncunun yüzleri eklenmiş oyuna. Suratlar daha gerçekçi. Oyuncuların terini görebiliyoruz. Koşmalar, paslar daha bir hoş. Yapay zeka biraz daha gelişmiş. Oyuncuların güç ve hız farkı artık etkin biçimde oyuna dahil edilmiş. Yani süratli forvet oyuncularına defansların yetişmesi gibi bir durum söz konusu olmuyor. Güçlü oyuncularda ikili mücadelelerde daha avantajlı oluyor. Şutlar biraz daha gerçekçi, uzaktan gol olabiliyor. Ancak bunlar yine de yeterli değil. Fifa bu konuda Pes kadar iyi değil en azından.

 

Güneşli havalar da stadyum sebebiyle sahanın bir bölümü gölge olur malum. Ben buna güneş-gölge faktörü derim. Bu faktör Fifa serisinde sadece sahaya yansırdı. Yani gölgede bulunan oyuncu ile güneş gören oyuncunun parlaklıkları arasında bu zamana kadar fark yoktu. Pes ise bu farkı Pes 3’ten beri uyguluyor idi. Fifa 09’da sonunda bunun farkına varmış. Artık gölgedeki oyuncular daha bir soluk oluyor. Hava yağmurlu olduğu zamanlarda maç esnasında yağmur hızlanabiliyor, yavaşlayabiliyor veya durabiliyor. Bütün bu detaylar Fifa 09’u biraz daha iyi bir oyun yapıyor.

Sesler zaten mükemmeldi. Seyirci efektleri, tezahüratlar ve spiker bizi hep memnun etmişti bu zamana kadar. Fifa bu alanda Pes’ten hep bir adım öndeydi. Pes 2009 bakalım bu anlayışımızı değiştirecek mi?

Aynı Tas, Aynı Hamam, Aynı Fifa

Öncelikle yukarıda yazdığım bir takım yenilikler buradaki başlığın içine girmiyor ama oyunun büyük bir bölümü burada. Tamam, Fifa 2009 grafikleriyle farklı, kontrolleriyle farklı da, oynanabilirlik ne durumda ? Deve burada hendeği atlayamamış sevgili oyun severler. Top bildiğimiz Fifa serisinin topu. Yani balon, o balon hissi hala mevcut. Özellikle şutlarda ve uzun paslarda çok belli oluyor. Uzaktan gol olabiliyor ancak balon balondur. EA bunu yine becerememiş. Hakemler yine etkisiz amcalarımız. Faul olduğunda, taç olduğunda veya korner olduğunda Pes’teki hakemler el veya kollarıyla işaret ediyorlar. Yan hakemleri de aynı şekilde bayraklarını kullanıyor. Fakat Fifa’da ki hakem amcalarımız bu eğitimi almamışlar. Bir o yana bir bu yana koşuşturuyorlar sadece. Yan hakemler ellerinde bayrağı süs niyetine almışlar. Gerçi pek bir bayrak gibi de durmuyor, çünkü hiç hareket etmiyor bu bayrak, tahtadan gibi.

İş bunlarla bitmiyor tabi; birkaç farklı atak mevcut ama oyun kendini tekrardan kurtaramamış. Hep aynı pozisyonlar karşımıza çıkıyor. Kurtarışlar, ortalar hep aynı. Bu durum çok kötü. Koşu yolu pasları yine berbat. Doğru ara pası atmak imkansız gibi bir şey. Köşe vuruşlarında hep aynı şeyler oluyor. Oyun içindeki simülasyonlar hala bizim özgürlüğümüzü elimizden alıyor. Oyunculara tam anlamıyla hakim değiliz.

Simülasyonlar; oyuncumuz mesela topa doğru giderken bizle bağlantısı kesiliyor. Biz yönlendiremiyoruz. Aynı şekilde top kontrollerinde de bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Çalım atmak da neredeyse imkansız. Çok hızlı koşarken bir anda adamımızı topla beraber geri çeksek de rakip defans oyuncuları da aynı hızda bizle hareket ediyorlar ki bu da saçma. Maçlarda az pozisyon oluyor. Bunun gerçekçilik durumundan iyi olduğunu söylemeliyim ama oyun zevkini düşürüyor. EA saydığım bu eksikliklere bir çözüm bulmazsa işi zor.

Yani alsak mı, yoksa almasak mı?

Bu soruyu cevaplamak zor. Fifa 2009 beklentilerinize göre değişkenlik gösteren bir oyun. Eğer çok şey bekliyorsanız, yani tam anlamıyla bir futbol oyunu bekliyorsanız Fifa 09 sizi tatmin etmez. Kendi düşüncem şu; ben Fifa 09’u oynamayacağım. Sadece grafiklere yüklenmek futbol oyunu için yeterli değil. Pes 6 oynamaya devam edeceğim. Ancak ‘be a pro’ özelliğini merak edenler ve London Fc gibi uyduruk isimli bir takım yerine Chelsea Fc ile oynamak isteyenler Fifa 09’u oynamalılar. ‘Be a pro Season’ oyunun en güzel yanı.

EA her sene yatıp sadece transferleri güncelliyordu. Bu sene bu değişmiş. EA Sports grafiklere de epey bir yüklenmiş. Ancak futbolun zevki oynanabilirlikte yatıyor. Umarım EA de bunun da farkına varır ve yine umarım Pes 2009 beklentilerimizi karşılar. Yoksa Pes 6’ya devam arkadaşlar.

Oyunun Test Edildiği Sistem

AMD Athlon 64 X2 5200+ 2.7 Ghz

MSI K9AGM3 690G DDR2 Anakart

Kingston 2 GB 800 Mhz DDR2 Ram

Palit Geforce 8600GT 512 MB 128bit DDR2

Euro Truck Simulator İncelemesi

Bundan 9-10 yıl kadar önce bir oyun çıktı, Hard Truck. İlk tır simülasyonuydu. Zamanının iyi oyunlarından sayılırdı. Ben şahsen çok sevmiştim ve oynamaktan zevk alıyordum. Daha sonra işin suyunu çıkardı Hard Truck yapımcıları. Art arda yeni oyun çıkardılar ve o güzelim oyunu, berbat devam oyunlarıyla gölgede bıraktılar. Bu tür simülasyonları sevenler şöyle güzel bir oyun oynamaya hasret kalmışlardı ki SCS Software ilaç gibi bir oyun çıkardı. Euro Truck Simulator, tır oyunlarının en yenisi. Daha 1-2 ay önce çıktı ve şimdiden severleri oldu.

 

Aslında ETS (Euro Truck Simulator) öyle her oyuncunun seveceği bir oyun değil. Sadece bu türe ilgi duyanlara hitap ediyor. Fakat benzetim oyun dünyasına yeni hayranlar kazandırabilir. Yani siz böyle oyunları sevmezsiniz ama sonra oynarsınız ve beğenirsiniz, işte ben onlardan biriyim.

Oyunumuzu yüklüyoruz. Bilgisayarımızın belleğinde sadece 500mb’lık yer kaplıyor. Oyunu açtım ve yine güzel bir video olsa fena olmazdı deyip yeni oyun sekmesine bastım. Simülasyonun adı Euro Truck ama karşımızda ki haritada seçebileceğimiz ülkeler arasında ne Türkiye var, ne balkanlar var, ne de İngiltere var. Başlayabileceğimiz ülke olarak Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya, İsviçre, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Belçika veya Hollanda’yı seçebiliyoruz. Bu ülkelerin nüfusları, yüzölçümleri, ana dilleri ve kişi başına düşen milli gelirleri gibi bilgiler yer alıyor. Bir ülke seçip başlıyoruz.

Bize bir tır alabilmemiz için başlangıç olarak 100 bin Euro veriliyor. Garajda 4 farklı markaya ait 12 tır mevcut. Her bir markanın üç çeşidi var, A, B ve C sınıfı olarak. A sınıfı araçların motorları daha iyi ve bu tırlar daha süratli. B sınıfı ise biraz daha düşük kalitede. Elimizde ki parayla sadece C sınıfı alabiliyoruz çünkü A ve B sınıfı tırların fiyatları 120 bin ile 170 bin Euro arasında değişiyor.

Erken Yol Almak Lazım

Tırımızı seçtikten sonra sürücü koltuğuna geçiyoruz. Önce sol tarafta kısaca hangi tuşların ne işe yaradığına dair bilgiler çıkıyor. Motor çalıştırma tuşu, navigasyon tuşu vs. Nereden mal alacağımız, nerelerde dinlenebileceğimiz ve bunun gibi şeyler de küçük simgeler yardımı ile bize öğretiliyor. Oyunda farklı birkaç tane kamera açısı var. Kokpit kamerası, tepe kamerası vs. Ben genelde kokpit kamerasını kullandım, ancak tepe kamerası bazı yerlerde daha çok işe yarıyor. Her şehirde firmaların ana depoları mevcut. Biz buralardan mal alıp bir başka şehre götürüyoruz. Taşıdığımız ürünler firmadan firmaya değişiyor. Peynir, dondurma, yoğurt, şeker, petrol, meyve ürünleri, elektronik ürünler ve buna benzer birçok ürün çeşidimiz var. Bunlardan birini seçip götüreceğimiz şehri de seçerek işe koyuluyoruz. Bize ürünlerin bulunduğu bir römork veriliyor. Bu römorku tepe kamerası yardımı ile aracımıza monte ediyoruz.

Yola çıkmak için her şeyimiz tamam. Sağ üst köşede bir harita var. Bu harita bize genelde ana yollara çıkmamızda ve depolara yaklaştığımızda onları bulmamızda yardımcı oluyor. Bir de navigasyon aletimiz var, bu ise hangi ana yolunu kullanacağımız ve gideceğimiz istikamet konusunda yardımcımız. İzleyeceğimiz yol için önceden plan yapmakta fayda var. Hangi yol üzerinde benzin istasyonu var, hangi yol daha kısa, bunlara dikkat etmeliyiz. Kimse yolda benzinsiz kalmak istemez ve kimse yolunu uzatmak istemez. Hem petrol hem de zamandan tasarruf etmek için bunları yapmamız şart. Bir keresinde Bern’ den Roma’ya mal taşırken tabelalara ve haritaya dikkat etmedim ve Lyon’a giden yola saptım. Yollar genelde ayrık çift yönlü yollar olduğu için geri dönmek baya bir zor oldu.

Kurallara Uyalım, Uymayanları Uyaralım…

Yolu tarlamız gibi kullanamıyoruz. Yolda giden diğer araçlar da mevcut. Onlara çarptığımız zaman hem aracımıza hem de mallara zarar gelebiliyor. Bu nedenle alacağımız paranın bir kısmını geri iade etmek durumunda oluyoruz. Trafik kurallarına da uymazsak ceza ödüyoruz. Kırmızı ışıkta geçince, hava karardığında ışıklarımızı yakmayınca, ters yola girince, kaza yapınca ve hız sınırını aşınca para cezasına maruz kalıyoruz. Gerçi C sınıfı tır ile hız sınırı aşmak pek de kolay değil ama yokuş aşağı bunu başardığımız olabiliyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi benzinimiz bitebiliyor. Yol üstünde benzin istasyonları var ve bunlardan benzin temin edebiliyoruz. Depoyu doldurmak bizlere 300-400 Euro arası bir gidere mal oluyor. Yolculuk esnasında benzinimiz bitince bir hayırseverin bize yardım etmesini mi bekliyoruz peki? Hayır, yol yardım servisini çağırarak bizlere benzin getirmelerini sağlayabiliyoruz. Ancak bu bize 1500 Euro’ya patlıyor.

Benzin istasyonlarında aynı zamanda aracımızı da tamir ettirebiliyoruz. Yaptığımız kazalar sonrasında hasar gören yerleri onarabiliyoruz. Sadece tamir değil aracı geliştirme işlemini de yapabiliyoruz. Bu sayede tırımız daha iyi performans sergiliyor.

Tır da sürerim, Kariyer de yaparım…

Oyunumuzda bir de istatistikî bilgilerin yer aldığı bir tabloya sahibiz. Bu tabloda ne kadar yol aldığımız, ne kadar süre mal taşıdığımız, hangi malları nereden nereye taşıdığımız, aldığımız cezalar, yaptığımız kazalar ve sürücü raporu var. Sürücü raporu oyun boyunca bizim raporlarımızın tutulduğu yer. Mesela oyunu toplamda 1 saat oynadığımızda günlük oyuncu olduğumuz, 5 veya daha fazla kaza yaptığımızda ise dikkatsiz sürücü olduğumuz yazıyor. Bir şehre iki kez gittiğimizde o şehrin turisti olduğumuzda raporlar arasında yerini alıyor.

Ekranın sağ üst köşesinde oyun zamanına göre saat, şoförün yorgunluk durumu, araç hasar durumu, ekranın sol üst köşesinde ise nerden nereye gittiğimiz yazılı. Şoförümüz de bir insan olduğu için uykusu gelebiliyor. Sağ üst köşede bunu gösteren bar dolmadan, dinlenme yerlerinden birinde dinlenmemiz gerekiyor. Eğer bunu yapmazsak ve o bar dolarsa, önce uyarılıyoruz ve sonra sürücümüz esnemeye başlıyor. Biz hala uyumamakta ısrar edersek sürücümüzün gözleri belli aralıklarla kapanıp birkaç saniye sonra açılıyor. Yolda ekran karardığı zaman biz de bir yerlere çarpabiliyoruz.

İşlerimiz tamamladıkça, ülkeler arası taşımacılık yapabiliyoruz. Almanya’da işe başladığımız zaman Almanya dışına çıkamazken görev tamamladıkça çevre ülkelere gidebiliyoruz. En sonunda ise oyunda bulunan tüm ülkeler arasında taşıma işlemi yapabiliyoruz. Ayrıca acemi şoför, normal şoför, usta şoför gibi kavramlar var ve yine ilerledikçe bu unvanlardan uygun olanını almaya hak kazanıyoruz.

Çevre ve Görüntü

Oyunun grafikleri zamanımıza göre biraz geri kalmış. Oyun bu yönden gerçekten zayıf. Çevre detayları da iyi değil. Kullandığımız tırlar hariç araç modellemeleri de iç açıcı değil. Tırların görünümü ve römorkların yapısı ise iyi. Şoför mahalli oldukça güzel. Aracı sürerken fareyi oynatarak sağa sola bakabiliyor, dikiz aynalarından arkamızı kontrol edebiliyoruz. Bu oyuna artı puan kazandırıyor. Şehir tasarımları ise göze hoş gelmiyor. Bütün ülkelerde yollar, kavşaklar, ışıklar, binalar aynı. Sadece il sınırlarının başladığı yerlerdeki tabelalar farklı. Oyunda hava durumu değişebiliyor, yağmur yağabiliyor veya güneş açabiliyor. Bulutlu havaya da denk geldiğimiz oluyor elbet. Oyundaki zamana göre hava aydınlanıp kararıyor. Oyunda dakika saniye gibi geçiyor.

Seslere gelince ise durum biraz dengesiz. Müzikler ve motor sesleri gerçekten güzel. Özellikle motor sesleri çok gerçekçi. Fakat diğer ses efektleri üzerinde hiç çalışılmamış. Duvara da çarpsak başka bir araca da çarpsak ağaca da çarpsak çıkan ses aynı. Bu bakımdan oyun kalitesi oldukça düşüyor.

Yolun Sonu

ETS türüne hoş yenilikler getiren bir yapım. Simülasyonları sevenler ETS’yi de seveceklerdir, bu türden hoşlanmayanlar da bu oyunu ara sıra oynayıp keyif alabilirler. Fakat uzun süreli oynanacak bir oyun değil. Hep aynı şeyleri yapmak oyuncuyu biraz sıkabilir. Gerçi uzun yollarda radyo dinleyebilsek çok iyi olurdu ama neyse. Dediğim gibi ara sıra oynamak ve keyif almak için ideal bir yapım olan Euro Truck Simulator, sizlere tavsiye edebileceğim bir oyun.

Oyunun test edildiği sistem:

AMD Athlon 64 X2 5200+ 2.7 Ghz

MSI K9AGM3 690G DDR2 Anakart

Kingston 2 GB 800 Mhz DDR2 Ram

Palit Geforce 8600GT 512 MB 128bit DDR2

PES 2009da daha fazla lisanslı takım ve lig olacak

Milyonlarca hayranı tarafından merak ve sabır dolu bakışlarla beklenen yeni Pro Evolution Soccer oyununda daha önce Şampiyonlar ligi lisanslarının 4 yıl süreyle alındığını haber yapıştık. Şimdi sevindirici olan ise PES 2009′da daha fazla lig ve takımın lisanslı olarak yer alacağının duyurulması.
Buna göre The Dutch Eredivisie (Hollanda Ligi) ve French Ligue 1 (Fransa 1. ligi) tümüyle oyuna aktarılacak. Henüz Premier ligi lisanslarının tamamı alınamamış olsa da KONAMI’nin lisans konusuna verdiği önem dikkati çekiyor. KONAMI bu kez az lisanla iyi oyun yapmak yerine hem iyi oyun hem bol lisanslı (dolayısıyla gerçekçi) bir oyun yapmak istiyor anlaşılan. Zaten kimsenin de “Romaldinho” adlı bir futbolcuyla havaya girmesi beklenemezdi )
Bunların dışında Barcelona, Real Madrid, Inter Milan, FC Porto, Manchester United, Chelsea ve Liverpool gibi yıldız takımlar ise aynen oyunda yer alacak.
Son olarak Türkiye Süper Ligi ve takımlarının da lisanslanarak oyuna dahil olmasını arzu ettiğimizi bildirelim. Tabii orjinal oyun satışlarının bu konudaki önemini unutmadan…

Crysis Warhead incelemesi

Evet, o mükemmel tropik ada ve 2020 ağustosunun puslu havası tekrar karşımızda. Teğmen Nomad’le altını üstüne getirdiğimiz, Lingshang adlı o kara parçası bu sefer Psycho ile ayaklarımızın altında.

 

Crysis oyun dünyasında grafik alanında devrim yapmıştı. Cry Engine 2, kaliteli sistemi olan her oyuncu için bir göz ziyafeti yaşatıyordu. Sadece mükemmel grafik sunmuyordu; senaryo ve oynanabilirlik de iyiydi. Yalnız dediğim gibi bu oyunu her oyun sever oynayamıyordu ve bu bir oyun için önemli bir eksikti. Ana karakterimiz Nomad ve Prophet’ın komutasındaki ekibimiz ile mücadele veriyorduk. Ekipte bir de Psycho diye emir komuta zincirine pek aldırış etmeyen, çılgın ruhlu ve cesur bir adam vardı ki bu adam çoğu oyuncunun gönlünde taht kurmuştu. Ben hariç, benim favorim Prophet idi.

Crytek Crysis ile aynı adada aynı zamanda geçen ama ana karakterimizin Psycho olduğu bir oyun çıkardı. Crysis Warhead’de Nomad kendi işine bakarken biz de Psycho ile adanın diğer yakasında verilen görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Psycho’ya ayrı seslendirmesiyle ayrı bir hava katan Bahtiyar Engin bu oyunda da o güzel sesinden mahrum bırakmıyor bizleri. Psycho’nun orijinal İngilizce sesi o etkiyi yapamıyor.

Yalnız aklımıza da gelmiyor değildi; acaba aynı şeyleri mi tekrarlayacağız? Yapımcılar sırf Crysis’ten daha fazla kazanmak için mi böyle bir şey yaptılar? Evet, bu soruları soruyoruz kendimize oyunu oynamadan önce, ama sonra anlıyoruz gerçeği.

Ortamı Biraz Isıtalım

Oyunu aldığımızda paketten iki dvd çıkıyor, bunlardan biri Single Player yani senaryo modunun bulunduğu dvd, diğeri ise Crysis Wars yani multiplayer’ın bulunduğu dvd. Crysis Warhead’i oynamak için Crysis’e gerek yok, yani kendi başına kurulum yeterli. Hemen senaryo modunu açıyoruz. Oyunu açtığımda Crysis’in ana menüsünün aynısı karşıma çıkıyor, sadece renkler farklı. Ana şemanın rengini istersek değiştirebiliyoruz. Arka planda ise güzel bir müzik var. Oyuna yeni bir profil açıp, 4 zorluk seviyesinden (kolay, normal, zor ve çok zor) birini seçip başlıyoruz. Giriş videosu olarak Psycho bize ufak bir gösteri sunuyor. Video gerçekten güzel olmuş ve oyuncuyu hemen gaza getiriyor. Başlangıç olarak kısaca tuşlar bize öğretiliyor ve Psycho ile ‘maximum eğlence’ başlıyor.

 

İlk olarak şunu fark ettim; Warhead’de takım oyunu bir önceki oyuna göre daha çok karşımıza çıkıyor. Crysis’te çoğunlukla Nomad ile tek başımıza ilerleyip görevleri tamamlıyorduk. Fakat Psycho daha oyunun başında kendi arkadaşlarıyla temas halinde. Oyun boyunca buna rastlamak mümkün; yer yer kendi askerimizle birlikte hareket edip düşmanlara karşı koyuyoruz. Yardımlaşma ve toplu harekât yoğun bir şekilde oyuna yansıtılmış. Crysis’teki istediğinde kaydet olayı devam ediyor. Yani öldüğümüz zaman, çok gerilerden yine aynı yerleri geçmek durumunda olmayacağız ki en sevdiğim şey de bu.

Crysis’te oyuncuya adada istediğini yapabilme özgürlüğü sunuluyordu. Bu yine devam ediyor. Araç sürüp, görev yapmadan ada içinde gezinebiliyoruz. Aynı zamanda yeni araçlar ve silahlar da eklenmiş. Araç sürüşü ilk oyuna göre daha gerçekçi ve araçlar daha hızlı gidebiliyor. Araçlarda bulunan makineli tüfekler daha yavaş ısınıyor. Bu sayede daha uzun süre ateş edebiliyoruz. Yalnız araç kullanma demişken, Nomad ile uçak kullanmıştık ama Psycho ile bu oyunda nasip olmuyor. Havada düşman uçaklarıyla veya uzaylılarla didişememek biraz üzücü.

Oyun boyunca sürekli olarak iki kişiyle iletişim halindeyiz. Emerson adlı bayan bize telsiz ile istihbarat desteği sağlıyor ve görevlerimizi o belirliyor. Oneil ise bir pilot ve uçağı düştükten sonra, kara da savaşıyor. Ara ara bizimle hareket ediyor ve sürekli olarak telsiz ile iletişim kuruyor. Teğmen Nomad’in adı bir iki kere geçiyor oyun içerisinde. Ben şahsen onun da bu oyuna dâhil edilmesini isterdim. Prophet’dan ise bir kere söz ediyor Psycho.

Yapımcılar Crysis’teki yüksek sistem ihtiyacını Warhead’de düzelteceklerini söylüyorlardı, hatta Warhead için özel bir bilgisayar sistemi kuracaklarını ve bu sistemin 650 dolar olacağını belirtiyorlardı. Buna en çok Crysis’i oynayamayan veya düşük detaylarla oynayan oyuncular sevinmişti. Ben Crysis’i kendi sistemimle yüksek detaylar ve grafiklerle kasmadan oynayabiliyordum (çok yüksek değil yüksek). Crytek’in açıklamalarına dayanarak Warhead’te detay ve grafik kalitesini en yüksek yaptım ama oyun kasmaya başladı. Özellikle çatışmalar esnasında oyun çok yavaşladı. Ayrıca bölüm yükleme süreleri Crysis’e göre daha uzun sürüyor. Yani Warhead benim gibi 8600gt veya onun ayarında ekran kartı kullananlar için bu alanda bir fark göstermiyor. Ancak daha düşük sistemler için deneme fırsatı bulamadığımdan yorum yapmayacağım. Warhead’te de en yüksek verim için Geforce 8800 veya ona yakın ekran kartları şart.

Background… Action!!!

Crysis Warhead’in Crysis’ten en büyük farkı burada ortaya çıkıyor, aksiyon. Bu fark daha oyunun ana menüsündeki müzikte kendini gösteriyor. Bir önceki oyunda müzik hafif ve yavaşken buradaki müzik tempolu ve hareketli. Oyunun ilk bölümü de aynı şekilde heyecan verici biçimde başlıyor zaten ve kendimizi mermilerin ve mermi seslerinin ortasında buluyoruz. Crysis’te çatışmalar, görevler biraz ağır kalıyordu. Özellikle Call of Duty 4 oynayanlar bunu daha net bir biçimde anlıyorlardı. Crysis CoD4’ten bu anlamda çok geri kalıyordu. O hareketli, aksiyon dolu çatışmaları yaşatamıyordu bize. Crytek bunun farkına varmış olacak ki aksiyonu bol, hareketi bol bir oyun yaptılar Warhead’i. Çatışmalar esnasındaki hareketli ve bize gaz veren müzikler inanılmaz etkili. Müzikler sadece çatışmalarda çıkmıyor elbet. Bazen ortamı korkunç bir hale sokan, bizi geren müzikler de çıkıyor düşmanın olmadığı yerlerde. Duyduğumuz müziğin etkisiyle acaba ne çıkacak karşımıza diye soruyoruz kendimize. Oyun bu sayede biraz da gerilim içeriyor haliyle. Bir gelişme de şu; düşman askerini vurduğumuzda kan daha belirgin ve daha gerçekçi çıkıyor.

Ormanın içinde, gece karanlığında muhteşem müzik eşliğinde, onlarca Koreli arasında yaşam mücadelesi vermek, karşılıklı savaşan Korelilerle uzaylılar arasına dalarak çatışmaya katılmak, işte bunlar tam Psycho’ya göre. Çatışmalar esnasında karakterimizin verdiği tepkilerde gelişmiş. Ateş altında kaldığımız zaman ekran kararabiliyor ve adamımız yavaşlayabiliyor. Aksiyonu sadece bunlar sağlamıyor. Kovalamaca bile yaşanıyor Warhead’te. Askeri araçlarıyla Koreliler hem askeri aracımıza ateş saçıyor hem de yakalamaya çalışıyorlar bizi. Crysis’e göre bu oyunda daha fazla çatışma oluyor. Karşılaştığımız düşman sayısı da daha fazla. Bunların yanında nano giysimiz bu sefer daha güçlü ve Psycho Nomad’e göre hem daha atik hem daha hızlı. Ancak yine de Warhead bir önceki oyuna göre biraz daha zor. Yapay zeka daha da gelişmiş. 2-3 kişilik bir düşman gurubuyla çatışmaya girdiğimizde hemen çevredeki askerler yardıma geliyor ve bir anda kalabalık bir gurubun içinde kalıyoruz. Yine çatışma esnasında düşman askerlerinden biri bizi oyalarken öteki arkamızdan dolanabiliyor. Devriye gezen araç sayısı da çok daha fazla. Eğer oyunu zor seviyede oynuyorsanız böyle çatışmalardan uzak durmanızda fayda var. Bu gibi durumlarda görünmezlik pelerinimiz bize çok yardımcı oluyor.

5 dakika Film arası

Crysis’te çok az çıkan ara videolar, Warhead’te önemli bir parçası olmuş. Sık sık karşımıza güzel ve ilginç ara videolar çıkıyor ve bunlar oyuna çok iyi monte edilmiş. Bu ara videolar oyuna film tadı vermekle kalmamış, oyuncunun dinlenmesini de sağlıyor. Sürekli çatışma içerisinde ve hareket halinde olduğumuz için ister istemez yoruluyoruz. İmdadımıza hemen bir ara video yetişiyor ve bizde arkamıza yaslanıp filmin tadını çıkarıyoruz. Sonra daha bir istekle oynamaya başlıyoruz yeniden. Bu özellik sayesinde oyuncu oyunu birkaç saat süresince oynasa bile sıkılmıyor. Buna ara videolar, oyunun gidişatı ve senaryosu müsaade etmiyor.

Bir de ara video’lar karşımıza çıkan çekik gözlü bir amcamız var. Koreli bir albay olan bu giyimine kuşamına dikkat eden amcamız Psycho’nun canını çok sıkıyor video’larda. Hatta İngiliz olan Psycho’yu kızdırmanın kolay bir yolunu bulmuş ki ona yankee diyor. Tabi herkesin bir sonu olduğu gibi albayın da sonu var ve bunu da yine bir ara video’da görüyoruz.

Psycho

Ben Crysis’te bu karakteri pek sevmemiştim ama bu oyundan sonra sevmemek elde değil bu cana yakın sevimli insanı. Sevimli olmasına aldanmayın, gerektiğinde çabuk sinirlenen ve sinirlendiği kişiyi her an pişman edebilecek güce sahip biri. Yukarıda da belirttiğim gibi İngiliz’dir ve bunu sık olarak belirtir. Çavuş olan Psycho emir komuta zincirine pek aldırmaz. Bunu zaten Crysis’ten de biliyoruz. Kendisi çok delikanlıdır, bir video’da arkadaşını kurtarmak için kendi canını tehlikeye attı ve bir videoda da Oneil’ı silahsız bir Koreliyi öldürmek üzereyken engelledi. Duygusaldır. Hayatın sadece savaştan ibaret olmadığını bilir ve ara ara kendi eğlencesine bakar. Nadiren ciddi olduğu görülür. Genelde ciddi iken aynı zamanda sinirlidir de.

 

Ada, Çevre, Ses ve Grafik

Adada sadece ağaçlar, tepeler veya kumsal yok artık. Şelaleler de mevcut. Çatışmalardan sonra bu şelale manzaraları insana gerçekten huzur veriyor. Aynı zamanda adada tavuk, fare ve cinsini bilmediğim birkaç hayvana rastlayabiliyoruz. Eğer sürekli öldürmekten, kovalamaktan veya kaçmaktan yorulursanız ve sizi stres basarsa yerde gezinen fareleri kapıp havaya suya falan atın. Bu ufak hayvanlarla bile etkileşimde olmak Warhead’te ki hoş yeniliklerden biri. Hava durumu değişebiliyor. Yağmur yağıyor ve rüzgâr çok etkili esebiliyor. Bu esnada havada yapraklar uçuşuyor. Bu sayede oyun farklı atmosferlere bürünebiliyor. Çevredeki nesnelerle etkileşim yine mükemmel. Her nesneye etki edebiliyoruz. Patlamalar esnasındaki etkileşim ise bir önceki oyuna göre daha iyi. Patlamalar daha bir parlak ve daha gerçekçi. Grafikler zaten olağanüstüydü ve yine olağanüstü. Seslerdeki gelişme ise en çok dikkat çeken kısımlardan biri. Derede su akarken onun şırıltısı, şelalenin sesleri, gök gürlemesi, çevredeki kuşların ve böceklerin sesleri, gökyüzün de mücadele veren uçak sesleri, bunların hepsi iyi hazırlanmış ve adanın atmosferi daha bir güzel olmuş. Ayrıca oyunun Türkçe olması da bizlerin senaryoyu ve olayları daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Eee bu kadar mı?

Bu soruyu incelemeye sormuyoruz tabii ki, bir sürü şey yazdım yani daha ne yazayım. Bu tepkiyi oyuna veriyoruz. Maalesef oyunun senaryosu çok kısa. 5 ile 8 saat arasında değişiyor oyun süresi, zorluğa bağlı. Crysis’in kısa olmasından şikayet ediyorduk ki Warhead ondan da kısa çıktı. Aksiyona doyamadan bitiyor oyun. Warhead 7 ana bölümden oluşuyor; Call me Ishmael, Shore Love, Adapt or Perish, Frozen Paradise, Below the Thunder, From Hells Heart, All the Fury. Bulunduğunuz ortamdaki şartlar el verirse sabah başlayıp akşam oyunu bitirebilirsiniz. Bunu tavsiye ederim. Eğer oruç tutuyorsanız bu oyun bir günlüğüne size ne açlık ne de susuzluk hissi yaşatır. Oyunu bitirince acıktığınızı anlarsınız zaten hemen sonra top atılır siz de iftar yaparsınız.

Final

Crysis Warhead, aynı şeyleri tekrar edeceğimiz korkusunu yersiz kılıyor. Görevler çok daha farklı ve meğerse Psycho, Nomad’den daha çok çalışmış. Grafikler yine harika, oynanabilirlik çok daha iyi. Crysis’teki muhteşem final bu oyunda yok, Warhead’in final bölümü biraz daha sade olmuş. Ama onun haricinde oyun gerçekten Crysis’i aratmıyor ve en az onun kadar iyi. Bol aksiyonlu, bol hareketli, harika grafikli bu oyunu elbette orijinal olarak alın oynayın dememe gerek bile yok. Crytek, Half-Life yapımcılarının Opposing Force ile yaptığının daha da iyisini Crysis Warhead ile yaptı, tebrik ediyorum.

 

Oyunun Test Edildiği Sistem

AMD Athlon 64 X2 5200+ 2.7 Ghz

MSI K9AGM3 690G DDR2 Anakart

Kingston 2 GB 800 Mhz DDR2 Ram

Palit Geforce 8600GT 512 MB 128bit DDR2

Spore iki Haftada 1 Milyon Sattı


En çok satanlar arasında ilk başlarda olması sebebiyle Electronic Arts’ın en önemli oyunlarından biri olarak gösterilen “Tek hücreden galaksi yapma” oyunu Spore piyasaya çıktıktan (7 Eylül) sadece iki hafta sonra 1 milyon kopya sattırdı. Ayrıca o tarihten bu yana oyunu alanlar 25 milyondan fazla sayıda yaratık oluşturmuş. Yalnız bu bahsetmiş olduğumuz rakamlar Windows PC, Mac ve Nintendo DS platformlarını kapsıyor. Mobil ve iPhone sürümleri buna dahil değil.

EA’nın böyle bir satış rakamına ulaşması dikkate değer çünkü DRM kopya koruması konusunda son derece katı davranıyor. Yani, satın alanların haricinde “birkaç milyon” kişi de yasal olmayan yollardan bu oyunu indirmiş olabilir.

GTA4 PCye Games For Windows-LIVE desteği ile geliyor

Xbox ve PS3′te oldukça sükse yaratan Rockstar efsanesinin yeni oyunu PC’ye çıkmak üzere son hazırlıklarını yaparken, oyunun Games for Windows etiketi ve LIVE desteği ile raflarda yer alacağı Microsoft tarafından doğrulandı.

Ayrıca Microsoft’tan gelen açıklamaya göre, GTA4′ün PC’ye çıkışıyla birlikte LIVE’ın daha iyi bir arayüze sahip olan yeni versiyonuna geçileceği bildirildi. PC’lerin de bayram edeceği gün, 18 Kasım 2008 olarak verilmişti… Heyecanla bekliyoruz…

Prince of Persia çıkış tarihi

Ubisoft, Prince of Persia’nın çıkış tarihini açıklamış. Prince of Persia sinema filmi için daha var ama o zamana kadar en azından oynayacak oyunumuz olacak.

Yapılan açıklamada yeni Prince of Persia’nın çıkış tarihi olarak 2 Aralık verilmiş. Bu tarih ABD çıkışını gösteriyor. Platform listesi PS3, Xbox 360 ve PC. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika ise iki gün daha beklemek zorunda; bu bölgelerde oyun 4 Aralık’ta piyasada olacak. İngiliz oyuncular 5 Aralık gününü beklemek zorunda.